BİR SİLAH OLARAK HAVA

Bu yazıda, okuyucuya çevre düzenlemesi teknikleri kullanımı hakkında 1996 yılında hazırlanmış ABD Hava Kuvvetlerine ait bir belgeden doğrudan alıntılar sunuluyor, bu alıntılar söz konusu tehditlerin gerçek olarak ele alınması gerektiğine dair kanıtlar sunmaktadır.

(Orijinal Başlık) ABD Ordusu “Havanın Sahibi” mi? Modern Savaş Aracı Olarak “Havayı Silahlandırmak”?

Michel Chossudovsky-Çev: Dilaver Demirağ

ABD ordusu için yarım yüzyıldan uzun bir süredir çevresel modifikasyon teknikleri mevcuttu. Konu çok fazla belgelenmiştir ve iklim değişikliği tartışmasının bir parçası olmalıdır. Bununla ilgili Raporda şu görüşlere yer verildi.

Hava değişikliği yerel ve uluslararası güvenliğin bir parçası olacak ve tek taraflı olarak yapılabilir… Saldırgan ve savunucu uygulamalara sahip olabilir ve hatta caydırıcı amaçlar için bile kullanılabilir.. Yeryüzünde yağış, sis ve fırtına üretme veya uzay havasını değiştirme yeteneği ve yapay hava üretiminin tümü, birleşik [askeri] teknolojilerin bir parçası.” ABD Hava Kuvvetleri’nin Görevlendirdiği Çalışma: Kuvvet Çarpanı Olarak Hava Durumu, 2025’te Hava Durumuna Sahip Olmak, Ağustos 1996)

Çevresel değişiklik teknikleri (ENMOD) daha geniş bir sorun olarak ele alınmalı ve dikkatlice analiz edilmelidir. Ayrıca, hava savaşı araçları ABD kitle imha silahları cephaneliğinin (KİS) bir parçası olduğundan ve ABD ordusu tarafından “düşmanlara” karşı kullanımı sadece insanlığa karşı bir suç teşkil etmekle kalmayıp aynı zamanda onu dünya gezegeni için hafifçe bir tehdit haline getirmektedir.

Bu yazıda, okuyucuya çevre düzenlemesi teknikleri kullanımı hakkında 1996 yılında hazırlanmış ABD Hava Kuvvetlerine ait bir belgeden doğrudan alıntılar yapıyorum, bu söz konusu tehditlerin gerçek olarak ele alınması gerektiğine dair kanıtlar sunmaktadır.

ABD’nin, BM Genel Kurulu tarafından onaylanan ve yaygın, uzun süreli veya ciddi etkilere sahip olan çevresel modifikasyon tekniklerinin silah olarak kullanımını yasaklayan 1977 tarihli bir uluslararası BM Sözleşmesini ihlal ettiği belirtilmelidir. 18 Mayıs 1977 yılında hem ABD hem de SSCB bu sözleşmeye imza attı.

“Bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin her ikisi de Herhangi bir diğer Taraf Devletin imha, hasar veya yaralanma aracı olarak yaygın, uzun süreli veya şiddetli etkileri olan çevresel modifikasyon tekniklerinin kullanılmamasını, orduya girmemesini taahhüt eder. (Convention on the Prohibition of Military or Any Other Hostile Use of Environmental Modification Techniques, United Nations ENMOD- Çevresel Modifikasyon Tekniklerinin Askerî veya Başka Bir Düşmanca Amaçla Kullanımının Yasaklanması Sözleşmesi)”

ABD’li matematikçi John von Neumann, ABD Savunma Bakanlığı ile bağlantılı olarak, 1940’ların sonunda Soğuk Savaş’ın doruğunda hava değişikliği üzerine araştırmalarına başladı ve ‘henüz hayal edilmemiş olan iklimsel savaş biçimlerini öngördü’. Vietnam savaşı sırasında, 1967’de başlayan ve hedefini muson mevsimini uzatmak ve Ho Chi Minh Patikası boyunca düşman tedarik rotalarını engellemek olan Project Popeye kapsamında başlayan bulut tohumlama teknikleri kullanıldı.

Vietnam savaşı sırasında, 1967’de başlayan ve hedefini muson mevsimini uzatmak ve Ho Chi Minh Patikası boyunca düşman tedarik rotalarını engellemek olan Project Popeye kapsamında başlayan bulut tohumlama teknikleri kullanıldı.

Hava Koşullarını Değiştirecek Güce Sahipler

ABD ordusu, seçici olarak hava koşullarının değiştirilebilmesini sağlayan gelişmiş yetenekler geliştirmiştir.

ABD ordusu, iklim değiştirebilme amacıyla ileri düzeyde olanaklar geliştirmiş bulunuyor. Yüksek Frekans Aktif Ororal Araştırma Programı (HAARP) adı altındaki Stratejik Savunma Girişimi “Yıldız Savaşları”nın bir parçası olarak geliştiriliyor. Askeri açıdan, 2014 yılında resmen kaldırılmış görünen HAARP, atmosferin üst tabakasından işletilen ve dünyanın her tarafında tarım ve ekoloji sistemlerini alt üst etmeye gücü olan bir kitle imha silahı. HAARP programı Resmi olarak merkezi Alaska’da bulunan bu program kapatılmış görünüyor. HAARP belgeleri, teknolojinin 1990’ların ortalarında tam olarak çalıştığını doğruladı. ABD ordusunun, hava savaşının tamamen işler durumda olduğunu teyit etmesine rağmen, ABD’nin düşmanlarına karşı bunu askeri olarak kullandığına dair kullanımını kanıtlayan bir belge yoktur. Konu, çevre analistleri arasında bir tabudur. Hava savaşının operasyonel boyutlarını ortaya çıkarmak için derinlemesine bir araştırma yapılmamıştır.

Buradaki ironi, ENMOD tekniklerinin askeri kullanımdaki etkilerinin 1990’ların başında CBC TV tarafından belgelenmesidir. CBC TV raporu, ABD Hava Kuvvetleri nezaretindeki Alaska’daki HAARP tesisinin tayfun tetikleme yeteneğine sahip olduğunu ortaya koydu. Yine CBC TV raporu, ABD Hava Kuvvetleri nezaretinde Alaska’daki HAARP tesisinin tayfun yanın da deprem, sel ve kuraklıkları tetikleme kabiliyetine sahip olduğunu da ortaya koymuş durumda:

Havayı Değiştirmek İçin İyonosfer Işın Bombardumanına Tutuluyor

“Havayı bir savaş silahına dönüştürmek için iyonosferi yönlendirilmiş enerjiyle ısıtmak kullanılabilecek kadar güçlü bir teknolojidir. Çölde, yaklaşmakta olan bir orduyu yok etmek ya da bir şehri yıkmak için bir sel veya kasırgaları kullandığınızı hayal edin. Ordu, savaş ortamları için bir konsept olarak hava değişikliği konusunda çok fazla zaman harcadı. Mesela Bir elektromanyetik darbe bir şehre patlarsa, evinizdeki tüm elektronik eşyalar göz açıp kapayıncaya kadar sönecek ve kalıcı olarak imha olacaklardır.”

Kuvvet Çarpanı Olarak Hava: Hava Koşullarına Sahip Olmak

Bu bölümde, askeri kullanım için havaya müdahale tekniklerini analiz eden 1996 tarihli ABD Hava Kuvvetleri belgesinden önemli alıntılar sunacağız. Askeri açıdan temel amaç “Havanın Sahibi Olunması” dır. Bu çalışma 1996 yılında devreye alındığında, HAARP programı CBC belgeselinde belgelendiği gibi tamamen işler hale geldi. Raporun belirtilen amacı aşağıda açıklanmıştır.

“Bu belgede, uygun hava şartlarında değişiklik uygulamasının, daha önce hiç düşünülmeyen bir biçimde belli bir dereceye kadar savaş alanı hâkimiyeti sağlayabildiğini gösterdik. Gelecekte, bu tür operasyonlar hava ve uzay üstünlüğünü arttırmak ve savaş alanını şekillendirmek için yeni seçenekler sunar ve orada savaş alanı bilinci, hepsini bir araya getirmemizi bekliyor.. 2025 yılında “Havaya Sahip Olunmayı” gerçekleştirebiliriz.” (ABD Hava Kuvvetleri tarafından hazırlanan AF 2025 Nihai Rapor belgesi-Kamuya Açık Belgedir)

ABD Hava Kuvvetleri AF 2025 Nihai Rapor belgesine göre hava değişikliği,

ABD Hava Kuvvetleri’nin AF 2025 no’lu belgesine göre, iklim değiştirme teknolojisi “savaşan güçlere, düşmanı zorlamak ve yenmek için çeşitli seçenekler sunar.” Bu seçeneklerin arasında, sel, kasırga, kuraklık ve deprem gibi olaylar yer alabilir. “İklim değiştirebilme teknolojileri hem iç hem de dış güvenlik önlemlerinin bir parçası olacaktır. Bu teknikler saldırma ya da savunma amacıyla ya da önleyici olarak kullanılabilir. Yağmur yağdırabilmek, sis oluşturabilmek, fırtınalar çıkarabilmek ve uzayda hava şartlarını etkileyerek yapay iklimler oluşturabilmek; bunların hepsi askeri teknolojilerin parçasıdır.”

ABD Hava Kuvvetleri tarafından yaptırılan raporlara bakılırsa

“Havanın Kontrolü Dostça operasyonların geliştirilmesinden veya düşmanı, doğal hava düzenlerinin küçük çapta uyarlanması yoluyla tahrip etmekten, küresel iletişim ve havza kontrolünün üstünlüğünü tamamlamak için, savaşan güçlere bir rakibi yenmek veya zorlamak için geniş bir seçenek yelpazesi sunar. Bir hava-modifikasyon sisteminin savaşan güçlerin başkomutanına sağlayabileceği potansiyel yeteneklerden bazıları tablo 1’de listelenmiştir.”

“Havayı Neden Denetlemek İstiyoruz”

(Raporun 2. Bölümünün Alt Başlığı)

“Eski Genelkurmay Başkanı Gen Gordon Sullivan’a göre,’ Teknoloji 21. yüzyıla sıçradıkça, Düşmanı gece veya gündüz görebileceğiz. Her halükarda – ve acımasızca onun peşinden git.’ Küresel, kesin, gerçek zamanlı, sağlam, sistematik hava modifikasyonu yeteneği, savaş mücadelesi CINC’lerine (Genel Kurmay Başkanlarına. ç.n) etkili bir güç çarpanı sağlayacaktır. Hava durumu tüm muhtemel gelecekler için ortak olacağından, hava durumu değişikliği özelliği evrensel olarak uygulanabilir ve tüm çatışma yelpazesinde kullanılabilir. Havayı küçük çapta etkileme kabiliyeti, onu bir güç düşürücüden bir güç çarpanına doğru değiştirebilir.”

Başlığın altında:

“Hava değişikliği” ile ne kastediyoruz?”

Raporda şöyle yazıyor:

“Hava durumu değişikliği terimi, birçok insan, sivil ve askeri üye için olumsuz çağrışımlara sahip olabilir. Bu nedenle, bu makalede ele alınacak kapsamı tanımlamak önemlidir, böylece daha fazla araştırmanın potansiyel eleştirmenleri veya savunucuları tartışma için ortak bir temele sahip olur.

En geniş anlamıyla, hava değişikliği iki ana kategoriye ayrılabilir: Hava düzenlerinin baskılanması ve yoğunlaştırılması. Aşırı durumlarda, tamamen yeni hava koşullarının oluşturulmasını içerebilir. Şiddetli fırtınaların hafifletilmesi veya kontrolü, hatta geniş kapsamlı ve / veya uzun süreli bir ölçekte küresel iklimin değişmesi bile. En hafif ve en az tartışmalı vakalarda, küçük ölçekli bir bölgede kısa süre yağış, bulut veya sis oluşmasını veya bastırılmasını içerebilir. Diğer düşük yoğunluklu uygulamalar, iletişimi geliştirmek için bir ortam olarak yakın alanın değiştirilmesini ve / veya kullanılmasını, aktif veya pasif algılamayı veya diğer maksatları bozmayı içerebilir.”

CIA İklim Mühendisliğine Dâhil mi?

CIA’in İklim Değişikliği Teknolojilerine Katılımı

Temmuz 2013’te, MSN haberleri CIA’in Ulusal Bilimler Akademisi’nin (NAS) jeo-mühendislik ve iklim manipülasyonuna odaklanan bir projenin finanse edilmesine yardım ettiğini belirtti. Raporda sadece bu teknolojiler kabul edilmekle kalmadı, ABD istihbaratının iklimsel manipülasyon konusunu ele almak için bu çalışmaların içinde rutin olarak yer aldığı doğrulandı.

“CIA araştırmanın finanse edilmesine yardım ediyor çünkü NAS (National Agency Security-Ulusal Güvenlik Ajansı), “dünyanın herhangi bir yerinde konuşlandırılan jeomühendislik teknolojileriyle ilgili ulusal güvenlik endişelerini de (bu olabilir) değerlendirmeyi planlıyor”

E-postayla gönderilen bir açıklamada, CIA’ın halkla ilişkiler ofisinin sözcüsü Christopher White şöyle dedi: “İklim değişikliği gibi bir konuda ajans,  bu fenomen ve bunun ulusal güvenlik üzerindeki etkilerini daha iyi anlamak için bilim insanlarıyla birlikte çalışıyor.” Her ne kadar CIA ve NAS, bu endişelerin neler olabileceği konusunda ketum olsalar da, bir araştırmacı jeomühendisliğin havayı terörist veya askeri hedefler için kasıtlı olarak bozma potansiyeline sahip olduğunu belirtti. O açıklamada “Jeomühendisliğe katılmamak, diğer ülkelerin politik istikrarını etkileyebilir ve bu ABD için sorunlara yol açabilir” dedi.

NAS projesi, ABD istihbarat topluluğu, Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi, Ulusal Havacılık ve Uzay İdaresi ve Enerji Bölümü tarafından desteklenmektedir: “Toplumsal tepkiler hakkında öğrenilebilecek dersler için ilgili teknolojilerin tarihsel örnekleri (örneğin, bulut ekimi ve diğer hava durumu modifikasyonu), Jeomühendislik teknolojilerinin deneysel olarak test edilmesi veya dağıtılması ile ilgili olabilecek hangi uluslararası anlaşmaların mevcut olduğunu incelemek ve kısaca jeomühendislikle ilgili potansiyel sosyal ve etik düşünceleri araştırmak. Bu çalışmanın jeomühendisliği çevreleyen etik, yasal ve politik tartışmaları bilgilendiren dikkatli ve açık bir bilimsel temel sağlaması amaçlanmıştır.”

Independent’teki 2015 raporuna göre (yukarıdaki ekran görüntüsü), ünlü bir ABD’li bilim adamı Alan Robock’tan alıntı yaparsak:

“Üst düzey bir Amerikan iklim bilimcisi, ABD istihbarat servisleri ona görünüşte jeo-mühendislik üzerine önemli bir rapor olarak havanın silahlanma olasılığını sorduğunda yaşadığı korkudan bahsetti. CIA’den geldiğini iddia eden iki adam, uzmanların düşman kuvvetlerin ABD’nin havasını manipüle etmeye başladığını söyleyip söyleyemeyeceğini sormaya çağırdı. Ancak, çağrının amacının Amerikan kuvvetlerinin bunun yerine diğer ülkelerin iklimlerine karışıp karışamayacağını bulmak olduğunu söyledi.”

Kaynak: Global Research

Zeen is a next generation WordPress theme. It’s powerful, beautifully designed and comes with everything you need to engage your visitors and increase conversions.

Daha Fazla İçerik
Çeşme’nin baş belası: Taş ocakları