Her köye, her kasabaya, her siteye bir nükleer reaktör!

E hani nükleer santraller ileri teknoloji ile yapılıyordu, hani birilerinin dediği gibi evlerdeki tüp gazdan farklı değildi, hani uçak düşecek düşebilir diye uçağa binmeyecek miydik?

AfşinD. Şener Yıldırım

ABD kökenli bir firma, tasarlamış olduğu, bir kamyonun arkasına bile sığabilecek kadar küçük modüler nükleer santral planlarını yayınladı. Görünen o ki nükleer kâbus düşündüğümüzden çok daha yakın bir gelecekte farklı boyutlara taşınacak, dünyayı fitili ateşlenmiş bir bombaya dönüştürecek.

Sciencealert’ta yayımlanan metinde tanıtımı yapılan santrallerin arkasındaki firma olan NuScale Power, bu kendine özgü (kapalı sistemde çalışan) tasarımı olan santralin 50 megawatt  elektrik üretme kapasitesine sahip olacağını söylüyor.

29,7 metre uzunluğunda olan santraller, aynı zamanda Fukushima’daki felaketin sorumlusu olan ve Mark 1 olarak adlandırılan reaktör tasarımları gibi gerekli testlerden geçmedi. Buna rağmen enerji endüstrisi çevrelerinde heyecanla karşılanan bu santrallerin dünyanın dört bir yanını nükleer atık alanına çevirme olasılığı belli ki göz ardı ediliyor ve tabii ki projeyi yürüten firma yetkilileri de bunu açıkça söyleyecek değil. Her fırsatta nükleer santrallerin güvenli olduğunu dile getiren nükleer enerji endüstrisi lobisi projenin ana fikrini dillendirirken, kendisiyle de çeliştiğini fark edememiş olsa gerek, “Ana fikri, her biri kendi içinde izole, pek çok birimin bir araya getirildiğinde enerji üretmesi üzerine kurulu, gelecekte olması muhtemel kazaları sınırlıyor ve potansiyel olarak bize çok daha güvenli enerji sunuyor.”  tezini savunurken, bize de “Gelecekte olması muhtemel kazaları sınırlıyor”un altını çizmek kalıyor.

Proje tanıtımında “Dünyanın elektrik ve temiz su ihtiyacı gelecekte ciddi anlamda artacaktır.“ diyen NuScale Power CEO’su John Hopkins, kendilerine bir “ekoloji aktivisti” rolü belirleyip “Bizim teknolojimiz, insan hayatının kalitesini ve çevresini iyileştiren temiz ve güvenilir bir enerji kaynağı mücadelesinde birleşebilir.” demeyi de ihmal etmiyor.

Bugün nükleer santrallere çok ciddi yatırımlar yapan ABD’nin elektrik ihtiyacının %20’sinin ülkedeki 99 Nükleer Güç Santrali tarafından üretildiği biliniyor. Halen faaliyette olan reaktörlerin gün geçtikçe kullanım ömürlerinin sonuna yaklaştığı da bilinen başka bir gerçek. Bugün ABD’de çalışan reaktörlerin önemli bir kısmının lisanslarının Nükleer Düzenleme Komisyonu tarafından 2029 -2050 yılları arasında iptal edilmesi bekleniyor. Yine bilindiği gibi ömürlerini tüketen santrallerin mümkün olan en güvenli şekilde sökülüp devre dışı bırakılması 100 yıl kadar sürüyor. Bu nedenle eğer testleri geçerse bu yeni tasarımların ilgi görmesi bekleniyor.

Modüler reaktörler olarak tanımlanan yeni tasarım reaktörler (SMRS) fabrika benzeri tesislerde üretilebilecek ve taşınabilecek. Tanıtımda santralin bütün parçaları modüler olduğu için, örneğin bir kasaba ihtiyaç duyduğu takdirde aynı pil çıkarıp takar gibi çok sayıda modüler nükleer santrali birleştirilip ihtiyaç duyulan enerji karşılanabilecek. Lakin bu pil benzetmesi de bizim korkularımızı tetiklemekten öteye gidemiyor. Hatırlayın bugünlerde İzmir’in Gaziemir ilçesinin bir kısmı radyoaktif atıklar nedeniyle yasaklı bölge ilan edildi. Üstelik gerekçesi herhangi bir nükleer santral de değil. Sadece basit bir pil fabrikasının atıkları. Düşünün.. basit bir pil fabrikasında dahi radyoaktif tehlike önlenemezken her bir yere yayılmış bu santrallerde güvenliği nasıl sağlayacağız?

Projenin tanıtımında yer alan bazı açıklamalar dikkatimizden kaçmıyor. Tanıtımda takım SMRS’lerin geleneksel nükleer reaktörlerden daha güvenli olacağı iddia ediliyor. Tamamen kapalı bir sistem içinde çalıştığından, mevcut santrallerde olduğu gibi reaktörü soğutmak için bozulabilecek bir pompa bulunmuyormuş.  Biz bu satırları okurken “E hani nükleer santraller ileri teknoloji ile yapılıyordu, hani birilerinin dediği gibi evlerdeki tüp gazdan farklı değildi, hani uçak düşecek düşebilir diye uçağa binmeyecek miydik?” soruları aklımıza takılıyor.

Alt satırlara doğru biraz daha ilerledikçe nükleer santrallerin güvenli olduğunu söyleyen kurum Japonya’daki kaza ile ilgili olarak “2011 yılında deprem sonrasında oluşan Tsunami dalgası Fukushima Nükleer Santrali’ni soğutan pompayı vurduğu için yaşanan ve halen günümüzde üstesinden gelinemeyen facia ortaya çıkmıştır.” diyor.  Bizim bu satırlardan anladığımız aslında nükleer santrallerin güvenli olmadığı. Siz nasıl bir anlam çıkarıyorsunuz?