Sürdürülebilir tarım bir oksimoron mudur? 1

Yazan: Toby Hemenway (Permaculture Activist #60, Mayıs, 2006)
Çeviri: Özlem Katısöz (Düzelti: hira d.)

Jared Diamond bunu insanlık tarihinin en büyük hatası sayıyor (1). Bill Mollison bunun arazileri tamamen yok edebileceğini söylüyor (2). Bu kişiler nükleer enerjiden mi bahsediyor? Ya da uydu kentlerden mi? Yoksa da kömür madenciliğinden mi? Hayır. Tarımdan bahsediyorlar. Sorun, tarımın mevcut endüstriyel tezahüründe üst toprak ve biyoçeşitliliği tahrip etmesinden ibaret değil. Tarım, hiçbir biçimiyle sürdürülebilir olmadı. Kültürümüzdeki insanoğlu ile doğa arasındaki kopuşun, çok daha fazla hastalık yaşanması ve sağlıksızlık halinin, hükmedici hiyerarşik sistemler ile polis devletinin temelini atan şey olarak kabul edilebilir. Bunlar büyük iddialar o yüzden merceği biraz yakınlaştıralım.

Permakültür, her ne kadar farklı disiplinleri kapsıyor olsa da, merkeze temel olarak gıdayı koyar. Antropologlar da beslenmenin, diğer iki fiziksel gereksinim olan barınma ve üremeye göre kültür üzerinde daha belirleyici olduğunda hemfikir. Basit bir yapı onlarca yıl insanlar için yaşanacak bir yer olabilir. Kısa bir cinsel birleşme eylemi dünyaya çocuklar getirebilir. Ama gıda her gün hatta gün içinde birkaç kere temin edilmesi gereken bir şeydir. Çok yakın bir zamana kadar, insanlar zamanlarının çoğunu gıda temin etmek için harcadı; bunu yaparken kullandıkları farklı yollar da kültürler arasındaki büyük farklılıkları yaratır.

Antropolog Yehudi Cohen (3) ve müteakip birçok bilim insanı, toplumları gıda temin etme biçimlerine göre beş kategoriye ayırır. Bunlar; avcı-toplayıcılar, bahçeciler, tarımcılar, kırsalcılar ve endüstriyel kültürlerdir. İnsanların hangi kategoride olduklarını bilmek o grubun çok çeşitli özelliklerini tahmin edebilmenizi sağlar. Örneğin; avcı-toplayıcılar animist/panteist olma eğilimdedir; ruhani anlamda zengin, değer ve anlam itibariyle kendilerine eşit bir konum atfettikleri çok çeşitli varlıklar ve nesnelerle dolu bir dünyada yaşarlar.

Avcı toplayıcılar küçük gruplar ya da kabileler halinde yaşar. Grup içinde bazı bireyler ilaç, alet yapımı gibi konularda diğerlerinden daha yetenekli  olabilmekle birlikte, hemen hemen hiçbiri seçkin, ayrıksı özelliklere sahip olmaz ve herkes gıda toplama işine katılır. Şamanlar ve şefler olsa da hiyerarşi neredeyse yok sayılacak düzeydedir ve topluluğun her üyesi liderlik edebilir. İki üç kişinin öldüğü küçük çatışmalar en büyük savaşlardır. Avcı toplayıcılar için en büyük enerji kaynağı et ya da balıktır. Meyve, yemiş, bazı vahşi tahıl ve yumru bitkiler ile beslenmelerini desteklerler (4).

Bir avcı toplayıcının, bölgesindeki kaynakları aşırı, sömürürcesine kullanımına ender rastlanır, topluluk ile bu kaynak arasında çok sıkı bir bağ bulunduğundan, bir kaynağın aşırı kullanımı gelecek mevsim kıtlık yaşanması anlamına gelir. Bu tür topluluklarda nüfus artış oranı düşüktür ve istikrar gösterme eğilimdedir.

[Editörün notu: Burada yazar avcı toplayıcı toplulukları fazlasıyla idealize etmiş. Antropolojinin son bulguları tarım öncesi kimi avcı toplayıcıların gıda kaynaklarını ihtiyaç fazlası, aşırı boyutlarda tükettiğini gösteriyor. Örneğin, Amerika’da bizonla beslenen bazı kabilelerin kullandıkları bir yöntem sürüyü korkutarak belli bir uçuruma doğru sürüklemekti. Birkaç bizonun yakalanmasıyla doyabilecek bir topluluk, bu bizonları yakalamak için 500-1,000 bireyli bir sürüyü uçurumdan aşağı sürükleyebiliyordu. Gıda tarihçileri, insanlığın tarıma geçişindeki başlıca etkenlerden biri olarak, avcı toplayıcı toplulukların etraflarındaki gıda kaynaklarını yok edecek kadar tüketmesine dikkat çekmekte. Türkçe kaynak için bkz: İlerlemenin Kısa Tarihi, Ronald Wright; Versus.]

Birinci Büyüme Ekonomisi
Buna karşın tarım toplulukları, genellikle “insan doğaya hükmetmesi, ya da en azından onu idare etmesi, çekip çevirmesi için seçilmiş varlıklardır” mesajını veren tanrılara inanır. Bu insan-doğa ayrımı doğanın tahribatını kaçınılmaz hale getirmekle kalmaz, ilerlemenin de işaretidir.

Avcı toplayıcının başlıca geçim kaynağı olan et ve yabani kök bitkiler kısa sürede çürürken, tarımın getirdiği yenilik olarak damgasını vurmuş ehlileştirilmiş buğday depolama, büyük miktarlarda biriktirme ve kullanım fazlası yaratma olanağı verir. Gıda yetiştiriciliği, avcı toplayıcı nüfusunu düşük tutan mevsime dayalı gıda yetersizliklerini de sorun olmaktan çıkartır. İlgilenilmesi gereken tarlalar ve depolanması gereken ürün fazlası olguları, ilk  çiftçi topluluklarını belli bir yerde yaşamaya sevk etmişti . Ayrıca, tahıl işlemden geçmesi gereken bir üründür, tahılın öğütülmesi ve ayrıştırılması için gereken araçların büyüklüğü ve karmaşıklığı belli bir yere yerleşme eğilimini gider artırır (5).

Buğday yağsız ete kıyasla kilo başına daha fazla kalori veya enerji verir. Etteki protein insan bedenine kolayca dönüşebilir (ki bu avcı toplayıcıların çiftçilerden daha uzun olmasının nedeni budur), ancak bu proteinin enerjiye dönüşmesi metabolik olarak büyük bir maliyet yaratır ve verimsizdir (6). Bitkilerin temel yapı taşları olan nişasta ve şekerler proteinlere kıyasla kaloriye çok daha kolay dönüşür; kalori, üreme sürecindeki başlıca sınırlayıcı faktördür. Ete dayalı kaloriden karbonhidrata dayalı kaloriye geçiş, eşit miktarda protein söz konusuyken, kalori ihtiyacını genel olarak bitkilerden elde eden grupların etten elde eden gruplara göre daha hızlı üremesi anlamına gelir. Çiftçi toplulukların avcı toplayıcılara kıyasla daha yüksek doğum oranlarına sahip olmasının nedenlerinden biri budur.

Ayrıca tarım ekolojik tahribat ile gıda temini arasındaki bağlantıyı da zayıflatır. Eğer avcı toplayıcılar bir yerel antilop sürüsünü aşırı miktarlarda avlarsa, bu avcılar için açlık ve doğum oranının düşmesi anlamına gelir. Eğer avcı grup yok olur veya göçerse, antilop sürüsü kısa sürede tekrar çoğalacaktır. Buna karşın  tarla açmak üzere bir orman kesildiğinde, biyoçeşitlilik kaybı insanlar için daha fazla gıda anlamına gelir. Toprak hemen azalmaya başlar ama insanların bunu fark etmesi yıllar alır. Ve toprak sonunda tamamen tahrip olduğunda –ki bu bütün tarım topraklarının kaderidir – ekolojik olarak iyileşmesi onyıllar alacak hale gelmiş olacak. Diğer yandan, toprak yavaş yavaş bozulurken, ondan alınan ürünlerle bir köy büyümeye devam edecektir.

Gıdanın depolanması, üretim fazlası, karbonhidrata dayalı enerji temini, bozulan ekosistemin yavaş reaksiyonu/geri bildirimi gibi faktörler çiftçi kültürlerde kaçınılmaz olarak nufüs artışına neden olur. Çiftçi toplulukların aynı zamanda fetihçi topluluklar olması tesadüf değildir. Artan nüfusun daha fazla toprağa ihtiyacı olur ve bozulan tarım alanları, insanların el değmemiş topraklara gitmesine neden olur. Bunun tersine avcı toplayıcı kültür o alana özgüdür. Genelde o yere özgü bir yaşam biçimi geliştirirler; oranın türlerini, o türlerin alışkanlıklarını bilir ve oranın özelliklerine göre bir kültür formu kurgularlar. Çok ender olarak yeni yerler fethederler çünkü yeni yerler farklı türler demektir; bu da başka bilgi, başka hikayeler, başka gelenekler anlamına gelir. Ama genişleme kavramı tarım toplumları için merkezidir. Buğday ve diğer tahıllar hemen hemen her yerde yetişir, dolayısıyla çiftçilik avcı toplayıcılara göre çok daha az aitlik/yerlilik hissi gerektirir.

Tarımdan kaynaklanan bu yapısal sorunlara rağmen, avcı toplayıcılıktan tarıma geçiş ilk bakışta tüm bunlara değer gibi görünür, çünkü -bize öğretildiği kadarıyla- tarım sanatı, bilimi ve sofistike bir kültürün diğer tüm lükslerini geliştirmek için gerekli boş zamanı sağlar. Son kırk yıldır antropologların aksini kanıtlayacak açık deliller sunmuş olmasına rağmen bu mit geçerliliğini korumakta. Becerikli bir kadın toplayıcı kendisine 10 gün yetecek kadar yabani mısırı üç buçuk saatte toplayabilir. 1saatlik çalışmayla 1kg yabani küçük kızıl buğday elde edilir (7). Bir avcı toplayıcı hayatını idame ettirmenin dışındaki zevkler için oldukça fazla boş zamana sahiptir. Altamira ve Lascaux’daki mağara sanatı ve diğer erken dönem örnekler, karmaşık bir kültürün gelişimi  için tarımın şart olmadığını ortaya koyar. Aslına bakılırsa avcı toplayıcı kültürler, sanat, din ve teknoloji açısından -birbirleriyle pek bir benzeşen- tarım kültürlerinden daha fazla çeşitlilik gösterir (3). Ve bildiğiniz gibi endüstriyel kültür çeşitliliğe en az olanak sağlayan yapıdır, yeknesak bir küresel kültürden başkasına tahammülü yoktur.

Metnin Devamı

Metin kaynağı: permakulturplatformu.org

Kaynakça:
1. Diamond, Jared. The Worst Mistake in the History of the Human Race. Discover, May 1987.
2. Mollison, Bill. (1988). Permaculture: A Designers’ Manual. Tagari.
3. Cohen, Yehudi. (1971). Man in Adaptation: The Institutional Framework. De Gruyter.
4. Lee, R. and I. Devore (eds.) 1968. Man the Hunter. Aldine.
5. Harris, David R. An Evolutionary Continuum of People-Plant Interactions. In Foraging and Farming: The Evolution of Plant Exploitation. Harris, D. R. and G.C. Hillman (eds.) 1989.
6. Milton, K. 1984. Protein and Carbohydrate Resources of the Maku Indians of Northwestern Amazonia. American Anthropologist 86, 7-27.
7. Harlan, Jack R. Wild-Grass Seed Harvesting in the Sahara and Sub-Sahara of Africa. In Foraging and Farming: The Evolution of Plant Exploitation. Harris, D. R. and G.C. Hillman (eds.) 1989.