Mega projeler, mega yalanlar… Sırada Kanal istanbul var

D. Şener Yıldırım

Hasankeyf’e bakın… ya da Yusufeli’ne; dev barajların bölgeyi nasıl yok ettiğini göreceksiniz. Uzak mı?.. O halde daha yakın bir yere çevirin yüzünüzü; İstanbul’un kuzeyinde yer alan ormanlara bakın, nasıl da katledildiğini göreceksiniz, köprü aşkına.

Tam bir sosyal ve ekolojik yıkım aracı olan ‘mega projelere’ kim karar veriyor? Basit bir soru, cevabı da öyle: Büyük sermaye sahipleri ve onlara hizmet eden devlet karar veriyor. Zaten özellikle son dönemde, devletin sadece sermaye için ve sermayeyi büyütmek için var olduğunu hepimiz biliyoruz.

Vatandı, milletti, kalkınmaydı hepsi hikaye. Her şey sermaye için. Böyle bir rejimin sizce bir meşruiyeti var mı? Bu sürdürülebilir bir durum mudur?

Son zamanlarda bildiğimiz müteşebbis (girişimci) tanımı da değişmiş görünüyor. Zira müteşebbis risk alandır. Yaptığının sonuçları kesin olarak öngörülebilir değildir. Kâr da, zarar da potansiyel bir olasılıktır…

Peki şimdi durum böyle mi?

Önce bir yer için  bir proje tasarlanıyor, kaça mâl olacağına projeyi yapanlar karar veriyor, nereye kurulacağına da… Bir de kâr garantisi veriliyor. Üstelik olan biten her şey gözünüzün de önünde oluyor… Tüm bunları yapmak için de dahiyane bir şey icat etmişler: Eğer bir proje planlananın, beklenenin altında gelir ederse, aradaki farkı devlet karşılar.

Bu sermaye sahiplerini maaşa bağlamaktan başka bir şey değil. Tam bir haraca dönüşen ve hepimizin belini büken ‘vergiler’ de onlar için toplanıyor. Yetmezse ‘Varlık Fonu’ var!

Kendi kendilerine övgü yağdırdıkları ‘mega projelerden’ biri olan Osman Gazi Köprüsü iyi bir örnek…Köprüden geçen araç sayısı günde 40 bin, yılda 14.6 milyonun altında kalırsa, aradaki farkı devlet karşılayacak!.. Ne ile?.. Bu nasıl bir “yap-işlet-devret”modeli?..

Şu “yaratıcı zekâya” bakın: Bir köprü inşa ediyorlar, geçenden de geçmeyenden de haraç alıyorlar. Bunun anlamı, Nurol-Özaltın-Makyol-Astaldi/Yüksel, Göçay Grubu’nun sahibi olduğu Otoyol AŞ’yi maaşa bağlamaktır. Ve bu durum 22 yıl devam edecekmiş! Artık o şirketler isterlerse 22 yıl sonra emekliye ayrılabilirler…

Köprü açıldıktan bugüne kadar sevgili sermaye sahiplerine bütçeden ne kadar ödeme yapıldığını merak eden var mı?

Sadece 11-26 Temmuz tarihleri arasındaki 16 günde devletin kasasından (hepimizin cebinizden) yaklaşık 20 milyon dolar ödenmiş… Eğer matematiğiniz kuvvetliyse şöyle bir denklem kurabilirsiniz: Sevgili şirketlerimize 16 günde devlet bütçesinden 20 milyon dolar ödenirse, 365 günde kaç milyon dolar ödenir?..

Üşenmeyip hesabı birlikte yapalım: Matematikteki orantı hesabını hatırlayın! ‘16 /365 =20/x’. Sonuç 450 milyon dolar.

3 milyar dolara mal olduğu söylenen Yavuz Sultan Selim Köprüsü için araba başına geçiş ücreti 3 dolar tespit edilmiş. (Tabii TIR, kamyon, kamyonet, vb. için çok daha yüksek). Mesela 5 dolar olsaydı memleket daha hızlı kalkınırdı… Ve günde 135 bin otomobil geçişi garantisi verilmiş. Geçişler o rakamın altında kalırsa, devlet 10 yıl 2 ay boyunca aradaki farkı kapatacakmış. Aynı Osman Gazi Köprüsünde olduğu gibi… Bir aksilik olsa o köprüden tek bir araç geçmese, devlet devletliğini bilecek ve şirketlerin maaşını tıkır tıkır ödeyecek… Öyle ya dünyanın en geniş köprüsünü yapmak kolay değil!..

İyi de, yağma ve talanın, yıkımın ve yok etmenin bir başarı sayılmasının sırrı nedir? Bu nasıl mümkün oluyor? İşte asıl mesele bu…

Tüm bu yıkımlar, yok etmeler, kirletmeler, yağma ve talan ilerleme, kalkınma, büyüme, vb. adına yapılıyor. İyi de ne pahasına, nasıl büyüyor? O büyüme kimin için ne anlama geliyor? İnsanlar neden sadece yapılanı görüyor da yıkılanı görmek istemiyor? Gerçekten kalkınma denilen nedir? “Kalkınma”kelimesi neyi gizliyor?  Her yıkımdan sonra insanlar durumlarının iyileşeceğini sanıyorlar? Birilerinin kâr etme kaygısı sizin refahınız ve doğanın korunması gereğiyle bağdaşır mı?

Artık bu kepazeliği teşhir etmemiz gerekiyor. Daha geç olmadan şeyleri adıyla çağırabilen insanlar bir araya gelip, yalana ve ikiyüzlülüğe son vermeliyiz.


Not: Bu metin Fikret Başkaya’nın “Büyük projeler, büyük yalanlar, büyük vurgunlar ve büyük yıkımlar” adlı makalesinden esinlenilerek hazırlanmıştır.